7 Günde Devr-i İskandinavya

Şöyle bir pasajı var Camus’un, “What gives value to travel is fear. It is the fact that, at a certain moment, when we are so far from our own country … we are seized by a vague fear, and an instinctive desire to go back to the protection of old habits … this is why we should not say that we travel for pleasure. There is no pleasure in traveling, and I look upon it more as an occasion for spiritual testing … Pleasure takes us away from ourselves in the same way as distraction, in Pascal’s use of the word, takes us away from God. Travel, which is like a greater and a graver science, brings us back to ourselves.”[1]

Özetle, “Yolculuk, bizi kendimize geri getirir.”

İşte biz bu yolculuğa üç kişi çıktık ama ben sadece kendimden bahsedeceğim. Kendimi geri getirmek için, rüya izlerimin peşi sıra yürüdüm: İskandinavya. En bi sevdiğim. Okumaya devam et “7 Günde Devr-i İskandinavya”

Bir Odadan Dünyaya: Otomatların Marşı

“Ben küçükken yaban keçisiydim / karışmak topluma bir onmaz ihmaldi aslında biliyorsun / çünkü evcil ve medeni olan ne varsa / sürüyordu bir uçuruma gülen ve ağlayan maskeleri”

Tam da toplumun bu gülen ve ağlayan maskeleri içerisinde, yani insanların otomatlaştığı veya çağın otomatı insanlaştırdığı, rahatsız edici bir dünya figürünün oluşturduğu sancıyla tanıyoruz Nergihan Yeşilyurt’u ve bu sancının bıraktığı tiradı. Okumaya devam et “Bir Odadan Dünyaya: Otomatların Marşı”

Ankara Şiir Şöleni

Ankara Şiir Şöleni’nin 1. bölge finalistlerini, 11-12 Nisan tarihlerinde Doç. Dr. Abdulhekim Koçin ve Dr. Banu Altınova ile birlikte Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde katıldığımız yarışmada belirledik. Benim açımdan harika bir deneyimdi.

Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi ustalar dillendirildi, ustaca. Aklımda tek bir sorunsal: Bir Adın Kalmalı.

21174136_tn_img_4208

 

Yasin Börü Platformu Toplantısı

Yasin Börü Davası’nın avukatları İstanbul Bahariye Mevlevihane’sinde sivil toplum kuruluşları ve basın-yayın organları temsilcileriyle bir araya geldi. Yasin Börü Davası sürecinin daha adil bir şekilde ilerlemesi için STK ve basın temsilcileriyle istişarelerde bulunan avukatlar, Türkiye’deki STK’lar ile birlikte platform kurmayı kararlaştırdıklarını belirtti.

Üvey Anne Dehşeti ya da Siz İnsanlık Deyiverin

Bu mesleği yaptığım için çoğunlukla mutsuzum. İyi şeyler de olmuyor değil, ama iyi şeyler dediklerimize bakınca, yine de bir kötülüğün cezalandırılmış olmasından duyduğumuz mutluluk. Yani ortada her halükarda ihlal edilen haklar, canları yanan iyi insanlar…

Bu yıl Şubat ayında CMK göreviyle çocuk şubeye çağrıldım. Küçük bir kız çocuğu, üvey annesinin kendisi ve bir iki yaş küçük erkek kardeşine nasıl eziyet ettiğini anlatıyordu. Kendilerine sürekli temizlik yaptırdığını, dövdüğünü ve son olarak da kardeşini nasıl kanlar içerisinde bıraktığını… Erkek çocuk o sırada yoğun bakımdaydı, birkaç ameliyat geçirmişti ve muhtemelen birkaç ameliyat daha geçirecekti.

Haber metnine baktığınızda, üvey annenin elindeki oklavayla çocuğun bağırsağını yaraladığını okuyacaksınız. Olan şey elbette bu kadar kibar bir dille anlatılacak bir şey değil. Çocuğun hayatına belki de tümden aksedecek.

İfade sonrasında kızın babasıyla konuştuk meslektaşım Fatih Kutlubay Keleş’le birlikte. Seve seve bundan sonra davayı gönüllü olarak takip edebileceğimizi belirttik. Küçük çocuğa yapılan şey kasten yaralama ile sınırlandırılabilecek bir şey değildi, bir de çocuğun cinsel istismarı boyutu vardı.

Mahkeme heyeti yerinde bir ceza vermiş, gerekçeli kararı okumak için sabırsızlanıyorum. Sanık 46 yılla cezalandırılmış. Ama sevinmiyorum, üzülmüyorum, sadece hayret ediyorum. Dünyamızı o kadar kötü bir yere dönüştürdük ki geçen yıl beni hayretler içerisinde bırakan, günlerce etkisinden çıkamadığım bu olay, şu an diğer bazı olayların yanında sıradan kalıyor. Gerçekten nereye bu gidiş bilen var mı?

Dünden bu yana görüntüler de basında dönüyor. Haber değeri var diye çocuklarının mahreminin böylece uluorta serilmesi, yayımlanması, teşhir edilmesi ne kadar doğru? Baromuz, yayın yasağı için başvuracak, yerinde bir karar, ama bir şey daha karar vermemiz gerekiyor. İnsan yetiştirmek gerçekten bu kadar mı zor?

4. Genç Şair Oturumu

Hece Dergisi’nin artık gelenekselleşen şair oturumlarının 4.sü bu yıl yapıldı. Hayriye Ünal’ın konukları bu oturumda Ahmet Sezikli, Cengizhan Genç, Hamza Günerigök, Hasan Özlen, Melike Kılıç, Süleyman Sabri Genç ve Hasan Bozdaş. Şair şair olunca ne değişir dünyada dedik, şiir konuştuk, dünyayı kurtardık, ya da kurtaramayacağımızı anlayınca şiir konuşmaya devam ettik.

Sonrasında Ömer Faruk Ergezen bizleri nezaketiyle ağırladı, Rasim Özdenören’le aynı masayı paylaştık. Nuri Pakdil’i de ziyaret ederek seremoniyi tamamlamış olduk.

IMG_5933

Genç şair oturumlarını önemsiyoruz, çünkü çağdaşlarımızı tanıyoruz.

4. Genç Şair Oturumu’nu, Hece Dergisi’nin Kasım sayısında bulacaksınız, bir şiirimle birlikte. İhmal etmeyin.

12191370_896809593700803_448429941254693592_o