Hasan’a Mektup | Adige Batur

selamdan sonra

merhaba, “beni bir yaşlanma kursundan gönderdiler.”

bosna’da savaş yılları… sırplar saraybosna’daki bir postane binasına “burası sırbistan” yazarlar. gece olunca boşnak gençler, o yazının altına şunu yazarlar: “aptallar, burası sırbistan değil, postane!”

özünde basit her şey, zor ve karmaşık hale getiren biziz. her şeye kendi anlamı dışında anlamlar yüklüyoruz. bir göstergeye dönüşüyoruz. gösterge: kendinden başka bir şeyi gösteren her şey.

dokuzuncu hariciye koğuşundan beri tüm kronik hasta çocuklar, mutlaka terli terli su içmiştir. çünkü bir koridora bakıyor tüm odalar, çünkü hasta çocuklar hiç büyümez, çünkü:

“burası dünya burası simetri hastanesi
insanlar yamuk pencereler nizami”

insan; doğar, büyür, sever ve ölür. kavuşmak dahil değil çünkü kavuşan kısmısı ancak gavurdur.

atlar insan değildir hasan’ım, yaşamak istediğimiz bir rüya. çünkü biz varmak istediğimiz yeri, olmak istediğimiz kişiyi severiz. atlar bizim aynamız.

dünya değişmeyecek. mutluluk hikayenin sonunda değil, ortasında. ama diyorsun ki:

“sana baktıkça dünyayı
değiştirebilirim gibi geliyor.
yoksa ilk uykusu
ölüm olsun ister mi insan”

her gün ululamak için yeni taşlar dikiyoruz. entelektüel taşlar, havalı taşlar altın ve gümüş taşlar. beğeni, ilgi, övgü taşları. modern putlar dikiyoruz, inkar etmek dokunmuyor.

“bir taşla konuşursanız taş susmayabilir”

knut hamsun’un açlık romanını tok karnına okumamalı yahut iştahsızlığa bire bir. hani bir kızı sever ya, hani kız zengindir ya, hani bizim oğlan acından ölmektedir ya. hikaye çok tanıdık.

“gözlerin hangi renk?
bana bakınca deniz oluyor mu?”

çeçenlerin milyon birinci generali duki¹’nin dediği gibi “korkmayın, açlıktan ölmezsiniz. ölürseniz gururdan ölürsünüz.” dağlılara da bu yakışır. çünkü gece kurt yavrularken çıktık dünyaya.

“ölümü nereye koyacağız biz şimdi
defterin neresine yazacağız defteri.”

aslında hikaye geminin delinmesi ile başlıyor. bir çocuk ölür, bir duvar inşa edilir ve buna hiç şaşırmayız. çünkü sen başparmağı kemiksiz bir adamla bankta oturuyorsun,  ben kırk birinci saati bekliyorum.

“konuşabilir miyiz, komşum kendini astı. 
konuşabilir miyiz”

sona gelmişken sorayım, ellerin nasıl, sol kaşının seğirmesi, ceketinin düğmesi, kan tahlillerin, reçetelerin? şiirin nasıl, düğümlerin, çözümlerin, kalp ağrıların?

kiyfek inte, mella inte?2

———————————————————–

* değerli okuyucu, italik yazılan dizeler, hasan bozdaş şiirlerinden alıntıdır.

  1. “duki” cahar dudayev’in aile arasındaki adı.
  2. feyruz’un bir şarkısının sözleri… yaklaşık şöyle bir şey: “sen nasılsın, herkesi boşver sen nasılsın?

 

ADİGE BATUR | https://adigebatur.wordpress.com/2017/06/29/hasana-mektup-adige-batur/

Bir yorum yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s