Fakirane | 2

Başlarken…

Eylül’e ve sancıya inanıyoruz; yokluğa, sokağa, yağmura ve rüzgâra da inanıyoruz Allah’a inandıktan sonra, işimizin yalnızca O’nu aramak ve tanımak olduğunu, hakikatin en güzelinin O’nda ve kelamında saklı olduğunu biliyoruz.

İlk insan, ilk kalem ve ilk kelamdı. Son insanın da bu yoldan gideceğini biliyoruz. Bundandır kâinatın sünnetini yerine getiriyoruz, okuyoruz, yazıyoruz, iyi ki tüm bunlardan sonra ölüyoruz.

Fakirane, bu vesileyle bir araya gelmiş bir avuç şair/yazar topluluğudur, mensuplarının hepsi kaprissiz, fakir ve taşralıdır. Taşra, bizim gözümüzde güzel şiirler ülkesidir, yalındır, gök oralarda daha yakındır, insan kalabalığı yoktur, muhabbet kalabalığı vardır.

Fakirane, kapitalist edebiyata, zümre ve metropol edebiyatına karşı bir dik duruştur. Ülkemiz edebiyat anlayışında neredeyse İstanbul/Ankara dışındaki her yer taşradır,  taşra edebiyatı ise yeterli vasıflara sahip olamayacak kadar donanımsız ve yeteneksizdir; en iyi taşralı muhtemelen en kötü İstanbullu şair etmez, bu yüzden taşranın çocukları yazmak için uğraşmamalıdır.

Oysa metropol edebiyatı bugün zümre dışına çıkamamakta, bununla birlikte zümrelere de dışarıdan kimse alınmamaktadır. Birbirinin nevi eser ve imzalar çoğalmaktadır, bu da makine/taklit edebiyatının temellerini atmaktadır.

Edebiyat, insana ait bütün iyi hasletlerin toplamıdır. Bunun içerisinde en önemli kısım güzel sözleri söyleme, güzel duyguları aktarma işidir. Bu işe talip olanların muhakkak vakar ve mütevazı olmaları, şiirden ve sanattan ben’i ayırmaları gerekmektedir. Aksi takdirde yapılan iş sanatın amacına değil, insanın amacına hizmet eder. İnsan, kendini yüceltmeyi bırakmalı, arayışını yüceltmeye bakmalıdır. Fakirane’nin ve taşranın bu yoldan ayrılmaması temennisiyle, bu sayıdaki fakirleri takdim ediyoruz.

Nurdal Durmuş, insanın içindeki boşluğu irdeliyor, acıyı ve yenilenmeyi kartal imgesi üzerinden bizlerle buluşturuyor.

Hatice Sarı, yetim coğrafyaların başkenti Kudüs’te nasıl sarsıldığını anlatıyor, satır aralarında Filistinli çocuklar koşuyor, dünyaya özgürlüğü öğreten bu şehirde bir gün daha geçiyor.

Mehtap Altan ise çocukluğuna ve Erciyes’e doğru bir yolculuğa çıkıyor; bu yola, kumbarasında biriktirdiği sabır da eşlik ediyor, “Az Kaldı” diyor.

Gülnaz Eliaçık, ilk sayıda başladığı Semiha Ayverdi hanımefendinin portresini bu sayıda da devam ettiriyor.

Fatih Kutlubay Keleş, Fakirane’nin logosu da olarak kullanılan sekiz köşeli yıldızı yani ‘Rub el Hizb’i ve fakir filmlerden ‘Sarhoş Atlar Zamanı’nı anlatıyor.

Hasan Bozdaş, Durup Dururken Notlar serisine Ağustos Notlarıyla devam ediyor. Biraz baş ağrılı, biraz kaçak çay tadında.

Üç şiir yer alıyor bu ay dergimizde. Nergihan Yeşilyurt, bütün fakirler gibi kapitalizme baş eğmiyor, işsizlere voltranlık taktiği veriyor. Bu şiir kölelere ve garibanlara gidiyor.

Mehmet Türkmen, aşkla remzlendirdiği Zühre serisine devam ediyor.

Adige Batur’un şiiri ise sürpriz, ne yazdığını biz de bilmiyoruz. Kuvvetle muhtemel kendi de bilmiyor.

Sizleri Fakirane kapısında muhabbet ile karşılıyoruz, çatımızın altına hoş geldiniz, safalar getirdiniz.

Hasan BOZDAŞ | Fakirane 2

Dergiyi okumak için:
http://www.calameo.com/read/0038544265215cf71de91

Bir yorum yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s