7 Günde Devr-i İskandinavya

Şöyle bir pasajı var Camus’un, “What gives value to travel is fear. It is the fact that, at a certain moment, when we are so far from our own country … we are seized by a vague fear, and an instinctive desire to go back to the protection of old habits … this is why we should not say that we travel for pleasure. There is no pleasure in traveling, and I look upon it more as an occasion for spiritual testing … Pleasure takes us away from ourselves in the same way as distraction, in Pascal’s use of the word, takes us away from God. Travel, which is like a greater and a graver science, brings us back to ourselves.”[1]

Özetle, “Yolculuk, bizi kendimize geri getirir.”

İşte biz bu yolculuğa üç kişi çıktık ama ben sadece kendimden bahsedeceğim. Kendimi geri getirmek için, rüya izlerimin peşi sıra yürüdüm: İskandinavya. En bi sevdiğim. Okumaya devam et “7 Günde Devr-i İskandinavya”

Şiirde Amerikan Kültürü: Poetry Slam

 

Bir Slam Şiir Kesiti

Suriyeli aktivist ve şair Amal Kassir, Denver’da kendisine yeni cesur sesler arasında Grand Slam ödülünü getirecek Suriye isimli şiiri yaşıyordu sahnede:

“Kucağımda bir zamanlar aileme ait kollar bacaklar,
Gırtlağım çalınmış, kanım çığlık çığlığa
Yedi nesil işkence altında,
Rabbim Azrail’i yolla ki ruhları korusun ve yaşayanlar bir şeyin ilahisini duysun,
Biliyorum burada halkım, göremesem de onları kulağımda sesleriyle
Hep bir ağızdan çıkıyor sesimiz
İçimde kurt gibi aç bir diktatör dolanıyor…”[1] Okumaya devam et “Şiirde Amerikan Kültürü: Poetry Slam”

Bir Odadan Dünyaya: Otomatların Marşı

“Ben küçükken yaban keçisiydim / karışmak topluma bir onmaz ihmaldi aslında biliyorsun / çünkü evcil ve medeni olan ne varsa / sürüyordu bir uçuruma gülen ve ağlayan maskeleri”

Tam da toplumun bu gülen ve ağlayan maskeleri içerisinde, yani insanların otomatlaştığı veya çağın otomatı insanlaştırdığı, rahatsız edici bir dünya figürünün oluşturduğu sancıyla tanıyoruz Nergihan Yeşilyurt’u ve bu sancının bıraktığı tiradı. Okumaya devam et “Bir Odadan Dünyaya: Otomatların Marşı”

Bir Hürriyet Otobiyografisi: Tahayyülat

Tahayyülat, iyi bir ilk kitap. Ali Berkay, birçok derginin mutfağında yer almış, şimdilerde Davud’un İnsanları dergisinin şiir editörlüğünü yapan, sancısı olan genç bir şair. Hece Yayınları, kitapta Fausto Zonaro’nun “Hürriyet” tablosunu kapağa almış. İlk bakışta isim ve kapak “ne oluyoruz ya, hangi çağdayız” dedirtse de modern ve bizden, sokaktan ve içten bir şiir okuyorsunuz. Okumaya devam et “Bir Hürriyet Otobiyografisi: Tahayyülat”

Aliya: Savaş ve Adalet

Öndeyiş

 “Bu dünya ayılacak.”

Nefretle sarhoş olan dünyanın bir iç kurtarıcısı. “Balık, suyun hâkimi olmayı başarabilecek midir?” diye de sormayı ihmal etmedi. Aliya, bunun cevabını biliyor aslında.

Romalılar bilmiyordu. Şüphesiz adaleti de Romalılar icat etmedi. Ama bir şekilde hukuk adını verdiğimiz normlar destesinin adalete hizmet etmesi gerektiğini düşündük. Romalılar bugüne de şeklini veren kanunlar yaptı. İnsanlar düzelmedi. Çünkü bir öze dayandırmamıştık.   Okumaya devam et “Aliya: Savaş ve Adalet”

Ankara Şiir Şöleni

Ankara Şiir Şöleni’nin 1. bölge finalistlerini, 11-12 Nisan tarihlerinde Doç. Dr. Abdulhekim Koçin ve Dr. Banu Altınova ile birlikte Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde katıldığımız yarışmada belirledik. Benim açımdan harika bir deneyimdi.

Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi ustalar dillendirildi, ustaca. Aklımda tek bir sorunsal: Bir Adın Kalmalı.

21174136_tn_img_4208