Hasan Bozdaş İle Adil Bir Akşam | Hüseyin AKIN

Hasan Bozdaş Diyarbakırlı. Ülkenin bütün seçkin edebiyat dergilerinde yazıyor. Dergâh, Mahalle Mektebi, Hece ve İzdiham bunlardan sadece birkaçı. Hukuk bitirmiş. Dış politika ve insan hakları üzerine çalışıyor. Dış politikayı bilmem, ama şairseniz ‘insan hakları’ üzerine çalışmaktan ziyade mücadele edersiniz. Hasan Bozdaş ilk şiir kitabının başlığını hukukçu kimliğiyle bağdaştırarak ‘ Adil Bir Akşam’ koymuş. Gerçi hep söylenir ya ‘şairlerin hayat hikâyeleri yoktur, şiirleri vardır’ diye, biz de bunu dikkate alıp şu dizeleri şairinin ağzından dikkatte dinleyelim: “ben doğduğumda / çocukları delirmesin diye anneler / hasan dağıttılar / O kadar çok baktım ki uzağa / öldüğüme inanmadılar”. Hangi birini alıntılayayım bu şiirlerin, her biri başka güzel. Hüznü, acıyı, sıkıntıyı, ıstırabı ve ölümü güzelleştiriyor bu şiirler. ‘Saatin Hiç Atmadığı İnsan Durumları’ndan bahsedecektim size, fakat şiirin bahse konu olmayacağını hatırladım birden. Daldan olgun bir meyveye uzanır gibi uzanıp bir dizeyi sundum size; işte bu: “İnsan yeterince dışardan gelmiştir”. Bir ilk kitabın okuyucunun elinde ikinci hatta üçüncü kitap gibi durması nasıl bir şeydir? Bunu bilenler bilir. Hasan Bozdaş’ın ‘Adil Bir Akşam’ kitabındaki şiirlerini okurken adalet duygusunu sonuna kadar kullanarak ‘bu kitap ilk kitap tedirginliğini üzerinden atmış bir şairin geç kalmış üçüncü kitabıdır’ demekten kendimi alamadım. İyi ki de kendimi böyle söylemekten alamamıştım, o zaman kalkıp tepeden inme çözümlemeler yapmaya kalkacaktım birileri gibi. Sevgili okur, âdil bir dünya özlemiyle, âdil bir düzen hedefini kuşanarak umudu birazcık yeşertmek istiyorsan şairin ‘Âdil Bir Akşam’ kitabıyla huzurlu bir akşam geçirmeni tavsiye ederim. Yine de sen bilirsin.

Hüseyin AKIN | Milli Gazete, 14.08.2018

Bir Japon Ölürken Konuşmalar

Ali Ayçil dizelerini daima akraba bulurum, ilk kez okuduğumu düşünmem bile, denemelerinde de bundan farklı düşünmedim. Benzer şeyleri gözlemliyor, kıvanç duyuyor, burukluğunu yaşıyor, yanı başımda konuştuğunu duyuyorum. Örneğin, onu çaresiz bırakan ölüm, işte hepimizin ortasında çırılçıplak ve yapayalnız. Alışkanlıklarımız, korktuklarımız ve hakkında konuştuğu şeylerin hiçbiri bizden uzak değil. İletişim kurma biçimi de bize uzak değil, bir yaralının yakını gibi. Ama kesinlikle sesini yükseltmiyor, olanca dirayetiyle sabrediyor. O, bunu kişisel kaosu olarak adlandırıyor.   Okumaya devam et “Bir Japon Ölürken Konuşmalar”

Hece Taşları: İlhami Çiçek

Hece Dergisi, 1997 yılının Haziran ayında yayımladığı 6. sayısında, Hece Taşları bölümünde İlhami Çiçek’e yer vermiş. Müteveffa şairin konu edildiği ilk dosyalardan biri. Çok da bilinmeyen, hatta unutulmuş bu dosyayı bana ulaştıran sevgili Ahmet Sezikli’ye ve sayfamda paylaşmama izin veren sayın Ömer Faruk Ergezen’e teşekkür ediyorum.

İlhami Çiçek, şiir dünyamda ayrı bir yer kaplıyor, bir avuç şiiriyle. O zaman yokluğu için oturalım ve Hüznün Mesnevisi‘ni dinleyelim. Çünkü  “Hüzün, öylece orta yerdedir.”   Okumaya devam et “Hece Taşları: İlhami Çiçek”

Yalnız Adam | İlhami Çiçek

Bu şiir ilk kez Hece Dergisi‘nin 6. sayısında ‘Hece Taşları’ bölümünde yayımlanmıştır. Göğekin ve Edebiyat Dergisi Yayınları’ndan çıkan Satranç Dersleri isimli kitaplarda yer almamaktadır.

Dipnotta da belirtildiği üzere, arkadaşı ve yakın dostu M. Emin Alper’e armağan ettiği, Ionesco’nun Yalnız Adam kitabının ilk sayfasına yazmıştır.

7 Günde Devr-i İskandinavya

Şöyle bir pasajı var Camus’un, “What gives value to travel is fear. It is the fact that, at a certain moment, when we are so far from our own country … we are seized by a vague fear, and an instinctive desire to go back to the protection of old habits … this is why we should not say that we travel for pleasure. There is no pleasure in traveling, and I look upon it more as an occasion for spiritual testing … Pleasure takes us away from ourselves in the same way as distraction, in Pascal’s use of the word, takes us away from God. Travel, which is like a greater and a graver science, brings us back to ourselves.”[1]

Özetle, “Yolculuk, bizi kendimize geri getirir.”

İşte biz bu yolculuğa üç kişi çıktık ama ben sadece kendimden bahsedeceğim. Kendimi geri getirmek için, rüya izlerimin peşi sıra yürüdüm: İskandinavya. En bi sevdiğim. Okumaya devam et “7 Günde Devr-i İskandinavya”

Şiirde Amerikan Kültürü: Poetry Slam

 

Bir Slam Şiir Kesiti

Suriyeli aktivist ve şair Amal Kassir, Denver’da kendisine yeni cesur sesler arasında Grand Slam ödülünü getirecek Suriye isimli şiiri yaşıyordu sahnede:

“Kucağımda bir zamanlar aileme ait kollar bacaklar,
Gırtlağım çalınmış, kanım çığlık çığlığa
Yedi nesil işkence altında,
Rabbim Azrail’i yolla ki ruhları korusun ve yaşayanlar bir şeyin ilahisini duysun,
Biliyorum burada halkım, göremesem de onları kulağımda sesleriyle
Hep bir ağızdan çıkıyor sesimiz
İçimde kurt gibi aç bir diktatör dolanıyor…”[1] Okumaya devam et “Şiirde Amerikan Kültürü: Poetry Slam”