Adil Bir Akşam | Fatma ÖZKAYA

Hasan Bozdaş’ın ilk şiir kitabı “Adil Bir Akşam” geçtiğimiz Nisan ayında Hece Yayınları tarafından neşredildi. Şiirlerine zaman zaman Dergâh Dergisi’nde de rastladığımız genç şair, bu kitabında muhtelif dergilerde yayımlanmış on dokuz şiirini bir araya getirdi. Bir ilk kitap olmasına karşın, ismiyle ve kapağıyla okuru daha en başından etkisi altına alıyor. Adil Bir Akşam, kitaptaki şiirlerde geçmeyen bir isim fakat kitaptaki her şiiri kapsayacak bir bütünlük hissi veriyor. Belki adil bir akşamda toplandı bu şiirler, belki de adil bir akşam okunması gerekiyordur, kim bilir! Kapakta ise kırmızı saçlı biri -ne büyük ne küçük, ne kadın ne adam- içeriye buyur ediyor okuru bir akşam vakti.

Alt başlıklarla bölümlere ayrılan şiirlerin bazıları evrelerden oluşuyor, bazısı birkaç taş atıyor gelişine, bazen de şairle birlikte dönemeçlerden geçiyoruz. Bugüne dek dünyadaki uyku halimizden, insanın ölünce uyanacağından bahsederdik hep. Oysa kitabın ilk şiiri “Beklerken İzafiyet Dersleri”nin birinci dönemecinde “uyuttum seni dünya/ kıyamet geçti yanından, görmedin” dizeleri karşılıyor okuru. Alışılagelmişin dışında, düzene şairane bir başkaldırı sunuyor Bozdaş. İkinci dönemeç delilik ve üçüncüsü uyku. Uyuttuğu dünyada, bu defa bir ölüm uykusu istiyor şair: “sana baktıkça dünyayı/ değiştirebilirim gibi geliyor/ yoksa ilk uykusu/ ölüm olsun ister mi insan.”

Şiirlerinde bazen “siz” diyerek okura sesleniyor: “hastane çöplüğünde bulmam etnik kimliğimi/ -profilden bakınca ötelediğiniz bir ırktanım-/ bana adımı sorabilir misiniz?” Bazen muhatabı bir sevgili oluyor, insanın birini en fazla ne kadar sevebileceğini okuyoruz birkaç dizede: “ellerini yanımda unutmuşsun/ her yere birlikte gidiyoruz/ sonra gereksiz bir şekilde ölüyorsun/ insan ölünce hep cennete gitmez istatistik olur/ ben istersen çiçek olurum/ seni o kadar severim ki tarih olursun.”  Bazen de Allah’a yakarışına şahit oluyoruz şairin: “altından bisküvili sütler akan ırmakları/ ve senin çok bağışlayan olduğunu hatırlayınca/ tam o kısmında takılacağız ayetin/ ağlamaktan öteye gidemeyeceğiz.” Fakat aslında hep kendini haykırıyor, duyuyoruz. Annesini ve babasını seviyor, sistemi zarafetle eleştiriyor. Sonra dönüp yine kendine bakıyor, izliyoruz.

Dünyaya gelişiyle başlıyor yolculuk, sonrasında ise hep bir ölüm arzusu hâkim. Kitabın arka kapağında da yer alan Dünyanın Ayak İzi şiirinde, “pusula” evvela şairi gösteriyor: “ben doğduğumda/ çocukları delirmesin diye anneler/ hasan dağıttılar”. Neden deliriyor çocuklar ve neden dağıtılıyor hasan? Okuduğumuz her şiirinde aslında bu gibi sorularla baş başa bırakıyor şair bizi. Her ne kadar ölmek istese de dünyaya gelişinin işe yarar bir sonucu var çünkü. Bin parçaya bölünüp bin köşeye adalet dağıtmak istiyor belki de… Sarsıcı başlıkları ve özgün imgeleri, biten bir şiirin ardından kısa bir sessizliği de beraberinde getiriyor. Aynı şiire “hasan olmak” diye devam ederken, basit bir benlik arayışından öte kendini çoktan bulup okura sunmaya çalışan iddialı bir kalem görüyoruz. Hasan olmak, dünya barışını fanusta saklamak mı, bilmiyoruz.

Hızır Ben İnsan Maketleri şiirinde, “hızırla bankta bir saat” bölümü, evvela Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat şiirini getiriyor akla. Oysa Bozdaş’ın şiirini okumaya başlayınca bu bilinçli benzerliğin yalnızca isimle sınırlı kaldığını görüyoruz. Nitekim yaşadığımız dönemi tanımlayan “internet çağı” Hasan Bozdaş’ın şiirlerine de sirayet etmiş durumda. Kimi zaman bankta bir saat kiminle oturacağını soran bir “admin” var şiirinde. Bazen “layk”lara rastlıyoruz, bazen “google”dan aranan sabır ayetlerine. Bazen de cennet hayalindeki düşük çözünürlüğe…

Şiirlerinde kullandığı kelimelerle bir taraftan geleneğe bağlı kalırken öte yandan yaşadığı döneme kayıtsız kalmadığını gösteriyor şair, yani tam da olması gerektiği hâlde. Çağına sırtını dönenin hiçbir alanda ilerleme kaydedemeyeceği gibi gelenekten yüz çevirenin de modern dünyada yer edinemeyeceği aşikârdır. Şiir için de geçerli olan bu koşullar, ancak itidalli bir birliktelik sonucu olumlu sonuçlar verebilir. Hasan Bozdaş bu dengeyi şiirinde kurabilmiş, üstelik okuru sıkmadan keyifle okuyabileceği bir kitapla meyvelendirmiş. Geçmiş ile günümüzü koparmama arzusunu, klasik imgeleri modern şiire katarak yeniden yorumlamış.

Hasan Bozdaş’ın şiirlerinde sıklıkla gördüğümüz ölüm vurgusu, İsmet Özel’in “ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende” deyişini hatırlatıyor çoğu zaman. Şair, bir gençlik ölümünü saklı tutuyor şiirlerinde. Hastalıklar, intiharlar ve ölümler geziyor dizelerde. Dünyayla derdi olanın, ölümle ünsiyet kurması pek tabiidir. Şairin de dünyaya olan öfkesi, sisteme karşı fakat sistemin tam da ortasında bulunmasından kaynaklanıyor. Özgürlüğünü ele geçirmiş, kalbini dahi kontrol altına almış bir düzeni şu dizelerle ifade ediyor: “kimi seveceğimi sistem belirliyor/ kimi beklemem gerektiği talimatlarda yazıyor/ talimatlar nasıl nefes alacağımı bilmiyor/ ben ölmek istiyorum, annem mürüvvetimi görmek istiyor”

Her ne kadar yaşadığı döneme kayıtsız kalmadığını söylesek de bir yanıyla geçmiş özlemi duyduğuna da şahit oluyoruz şairin. Nasıl ki sistemin içinde sisteme karşıysa, şehrin orta yerinde de köy hasreti duyuyor. Gökdelenler yerine ağaçları saymak istiyor. Yapay ve sahte olan yerine doğalın güzelliğini diliyor. Öyle ki dar gelen şehri dizelerine taşıyor: “hiçbirimiz sığmıyoruz bloklara/ annem beş saksı menekşe saklıyor penceresinde/ biz plastiklerin büyüdüğünü göremeyeceğiz.”

Kalbini kitabından okuduğunuz şair, sevincini ve üzüntüsünü, işini ve aşkını yansıtıyor şiirlerine. Fakat her şeyden önce gördüğümüz bir davası var hayatta. “Ben buradayım!” diye bağırıyor ısrarla. Oysa bu öyle bildiğimiz gibi bir bağırmak da değil, sessiz sakin ve bir o kadar da kararlı. Her mısradan bir şiire, her şiirden bir hayata açılıyor kapı: “kim derdi sen, ben demokrasi/ aynı meydanda neşitler çağırıp bayrak sallayacağız şimdi/ sonra aynı ayeti okuyacağız -elem tere keyfe-/ görmedin mi Rabbin n’etti fil sahiplerine?”

Hasan Bozdaş’ın modern çağa yorum katan kendine has üslubu, şiirde uzun nefesli bir yolculuğu olacağına da işaret ediyor. Adil Bir Akşam’ı okurken hissettiğimiz tüm duyguları ve şiirlerde kendimizden bulduğumuz parçaları toplayarak ileride yazacağı şiirlere kefil olmak mümkün. Bozdaş’ın ilk kitabı, şiirdeki ısrarını göstermenin yanısıra, genç şairlere de kılavuzluk edecek bir niteliğe sahip.

Fatma ÖZKAYA | Dergâh 342

Bir yorum yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s