Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu ile Sükût Üzerine

Kırıkkale Üniversitesi rektör yardımcısı Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu,Türkiye Yazarlar Birliği’nde yaptığı Mesnevi Okumaları programı, Mevlana üzerine yaptığı çalışmaları ve Sadi Şirazi’ye ait Gülistan çevirisiyle edebiyat dünyamıza önemli katkılarda bulunmuş bir isim. Biz de kendilerine sükût üzerine birkaç soru soralım dedik. Kırmadı, sabırla dinleyip yanıtladı. İşte o derinlikli  sohbetimizden Serencam’ın 2. sayısına yansıyanlar: Bizi kırmadığınız için teşekkür ederiz ilk olarak. “Sükût” kavramına lügatten baktığımızda “susma, konuşmama, söz söylememe, sessizlik” tabirleriyle karşılaşıyoruz. Bu kelimeyi bir de sizden dinlemek istesek neler söylersiniz? Size göre ne ifade ediyor?

Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu: Teşekkür ederim; hazırlığınızdan, çalışmanızdan ve çabanızdan dolayı. Güzel sözleri, güzel duyguları aktarma görevi her duyarlı insanın vazifesidir aslında. Ama daha özellikli, yazıdan sözden haberdar kişilerin bu işi yapması elbette ki daha anlamlıdır, tebrik ederim öncelikle çalışmalarınızı.

Tabi sükût konusu özel bir konu… Özellikle bizim kültürümüzde sükût,  yani sessizlik ve suskunluk üzerine çok şeyler yazıldı, söylendi. Hatta suskun olmayı bir sıfat olarak almaya çalışan, başta Mevlevilerde olmak üzere; hayata gözlerini yummuş olanları suskun olarak adlandırmak ve onlara özel bir anlam yüklemek bizim geleneğimizin özelliklerinden birisidir. Sanmam ki Arapça ’da Farsça’da yazılı kültürde bu denli sükût kelimesi işlenmiş olsun. Anadolu çerçevesinde yapılan çalışmalarla galiba bu denli yarışabilecek bir kültür başka coğrafyada yoktur da diyebiliriz. Önce buradan yaklaşalım.

Sessizlik, sükût için aslında insanoğlunun fiziki âlemle temasını kesip manevi alanla temas kurması da diyebiliriz. Dolayısıyla bu dış dünyanın kargaşası, bol sözü aslında böyle bir davranışla dışlanarak mananın, daha doğrusu hakikatin dinlenmesi anlamına gelmektedir. Musiki dahi bütün sessizliğin oluştuğu, fiziki dünyanın bütün gürültülerinin yok olduğu bir tabloda dünyanın hareketini, adeta uzaydaki dönüşünü izleyerek tarif eden bir kültürdür. İşte biz bu kültürün çocuklarıyız. Dolayısıyla bu önemli bir noktadır. Ama buradaki sükût hakikate ulaşan bir sükûttur, öncelikle bunu ifade etmek lazım. İşte mesela Hazreti Mevlana’dan da öyle bir ifademiz var:  “Hakikat suskunlukta, sükûtta gizlidir.” Ama tabi bunu, kültürümüzün çerçevesi içinde ele almak lazımdır yoksa yanlış anlaşılacaktır. Çünkü bugünkü modern kültürde konuşmayı, öne çıkmayı, kendini takdim edebilmeyi öğreten bir davranış biçimi söz konusudur. Kişisel gelişim kitapları, gençlere bunu öğretmektedir. Kişinin özgüvene sahip olması, yaratıcının kendisine yüklediği kabiliyetlerin farkında olması tabi ki öğütlenecek hususlardır. Ama bunun benliğe, enaniyete hizmet edecek konuma getirilmesidir tehdit olan husus. Çünkü sükût kelimesiyle alçak gönüllülüğü ve dünya değerleriyle enaniyeti, menfaatperestliği beraber ve karşılıklı olarak değerlendirmiştir bizim kültürümüz. “Dinleyiniz.” sözü de kültürümüzde önemli bir yere sahiptir, dinlemenin gerçekleşmesi için elbette ki susmak gerekir.

Edebiyatımızda “sükût” kimi zaman doğrudan kimi zaman ise dolaylı olarak eserlere aktarılmıştır. Türk edebiyatına bir bütün olarak baktığımız zaman sükûtun eserlere yansıması hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu: Bizim kültürümüzde anlatımlar hep iki yönlüdür. Biz bazen hayata tek yönden bakmaya çalışıyoruz. En az iki yönlü bakış, hatta üç beş yönlü bakış ta olabilir, hem olaylara, hem değerlendirme biçimlerine. Buradan bakarsın öyle görünür, oradan bakarsın böyle görünür. Duruşumuza göre farklılıklar olabilir. İşi dolayısıyla bir şair, bir yazar elbette ki anlatımlarında dile geliyor, söze geliyor, anlatıyor. Ama bir noktada da diyor ki sözü kesmek gerek. Sözü kes. Dilsiz dilden bahsedilir, yani dili olmayan dil. Harfe, cümleye, metne dönüşmeyen anlatımdan söz ederler. Ve burada yine geleneğimizin adını koyduğu ‘gönül diliyle konuşmak’. Gerçek yakınlaşma ki ne kadar aynı dili konuşmak bir yakınlık bir bağlılık ifadesi taşısa da gerçek konuşma, gerçek anlaşma gönül diliyle olan anlaşmalardır. Hani klasik beyitlerden bir tanesini söyleyelim, konuya da daha çok girmiş olalım:

Hakkı biz bulduk deyü zan etmesun ashâb-ı kâl

Cûylar çün erdiler deryâya hâmûş oldılar

[Söz sahibi olanlar, iddiacı olanlar hakikati biz bulduk sanmasınlar; ırmaklar denize ulaştıklarında sessiz ve sakin olurlar…](Hayali Bey)   

Yani bilgi ve görgüde mesafe ve seviye kazanmış olanlar; iddiacı tavırdan, enaniyet gösteriminden uzaklaşır ve sakinleşirler. Bu anlatımın daha eskisi ise Sadi merhumda vardır.

“Bu iddiacılar onu istemede (yani hakkı hakikati), habersiz kimselerdir. Zira haberi olanlardan haber çıkmadı.” Yani doğru bilgiyi, hakikat bilgisini elde edenler kendilerini ifşa ederek, ilan ederek, iddia ederek konuşmadılar. Türkçemizde önceki örnekle buluşan bir anlatım tarzıdır bu. Dolayısıyla biz sükûtun yararına çokça beyitleri ve ifadeleri bir araya getirebiliriz.  Ama anlatıcı olmak gerektiği için de bir şeyler demek gerekirse, mesela “Hakkı, doğruyu, güzeli söyleyenler, ümmetim içerisinde en hayırlı kişilerdir.” diye Peygamber Efendimiz’den mealen aktarabileceğimiz bir hadis-i şerif de vardır.  Dolayısıyla hayata iki taraftan bakmak yani birincisi doğruyu ve güzeli ifade etme, anlatma; ikincisi ise hakikatle buluşup alçakgönüllü, mütevazı ve hakikatte bulunmanın adeta hayranlığı ve şaşkınlığı içerisinde bir olgun mertebede bulunma söz konusudur. Bir tarafa vurgu yaparken diğer taraftaki hak ve hakikatin, güzelliğin ifade bulmasına da engel olucu bir yönlendirme de yapmamak gerekir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Şiir bir susma işidir.” cümlesinden hareketle sükût ve şiir ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu: Biz daha basitinden düşünelim. Susmayan, sessiz kalmayan çocuk konuşmayı öğrenemez. Yani çok ağlayan çocuğun konuşması gecikerek olur. Çünkü duydukları sesler çocuklara yön verecektir.  Ve o alınan birikim onları güzel konuşmaya götürecektir. Hep güzel sözlerle güzel anlatımlarla zihni dolan çocuğun, elbette ki şiire, edebiyata, sanata açılımı çok daha erken olacaktır. Dolayısıyla duyduğumuz sesin etkisi altındayız aslında. Ama duyduğumuz o sesler etrafımızda canlı olarak hareket halindeyken biz suskun vaziyetteydik. Dolayısıyla üretim zaten o suskunlukla doğmaktadır, normal insan için de. Peki, hakikat bilgisini şiire aktarma çabası sayabileceğimiz bizim geleneğimizdeki anlayış, elbette ki bir arayışı ifade etmektedir. Dinlemeyi, aramayı, tefekkürü ve sonuçta da ürünü elbette ki doğuracaktır. Dolayısıyla hem sözlü olarak hem yazılı olarak birikimi suskunluk içerisinde tabiatı, mana âlemini dinleme çabası bu sonucu verecektir. Sonuçta söze kelimeye bürünen ifade elbette ki bu hazırlık sürecinden geçmektedir. Kimin bu hazırlığı daha büyükse, şiir bilinci daha büyük olacaktır diye bunu yorumlamak gerekir. Yani şiirin söze dökülmeden önceki oluşma alanı, evet sükûttur, susma alanıdır. O yüzden elbette ki doğrudur. Ama bu cümleyi sonrasıyla da buluşturacağız bu şekilde.

“Söz gümüş ise sükût altındır.” diyor atalar. Fakat bir yazarın, şairin en önemli mal varlığı sözdür. Buna göre sükûtu nasıl bir yere koyabiliriz? Yani edebiyatçıların sükûttan kastettiği ham bir susma eylemi midir?

Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu: Sözün yerinde olması, ‘taş yerinde ağırdır’ gibi bir ifade vardır günlük hayatımızla ilgili. Dolayısıyla susmanın yeri ve sözün yeri elbette ki anlam taşıdığı yerler vardır, o isabet kaydı ise insanın başarısı olacaktır.

“Sükûtun dili ağırdır” der Nazan Bekiroğlu, acaba bu ağırlık sırf sükût edilene midir; yoksa sükût, sükût eden için de ayrı bir zorluk, ayrı bir ağırlık verir mi, nasıl bir yükü vardır sükûtun?

Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu: Bu tür şairce, sanatkârca söyleyişleri yorumlamakta güçlük çekebiliriz. Nazan hanımefendi de bu konularda oldukça kendisiyle meşgul olan, kendisini yaşayan bir hanımefendi. Hakikati anlayıp susan kişinin ağırlığını bir düşününüz. Hakikati bilenin susması başka bir suskunluk tavrıdır. Öğrenmek için dinleyenin tavrıyla hakikati bilenin tavrı arasında büyük farklılık vardır. Bilgisi sebebiyle kendisini suskunluğa yönelten insanın hissiyatı nedir acaba? Sadi’nin Gülistan’ından bir örnek oraya koyayım: “Vezirler oturmuşlar, devlet meselelerini görüşüyorlar, en bilgin en olgun olanı ise konuşmuyor. Derler ki efendim siz bizden tecrübelisiniz, sizler neden rehberlik etmiyorsunuz sözlerinizle? O da, görüyorum ki güzel şeyler konuşuluyor, doğru şeyler konuşuluyor o zaman bana konuşmak düşmez.” Bu duruş büyüklüğün duruşudur. Dolayısıyla bu, günümüzde ihtiyacımız olan bir duruştur. Suskunluğu, doğrulukta, güzellikte kullanmanın da bir örneğidir bu. Bu şahsın suskunluğu, ıstırap ve çilenin çekildiği anlamına asla yorulmamalı. Bu bir olgunluğun, vakarın, alçakgönüllülüğün örneğidir. Yoksa toplumsal sorumluluğu elbette ki her birey, olgun kişi olarak ifade edelim, taşımak durumundadır. Yoksa yanlışlığın ve kötülüğün karşısında susma gibi bir anlatımı asla bizim geleneğimiz ve günümüz sanatkârları, şairleri tabi ki ifade etmezler. Ancak burada şunu ifade edeyim, hazreti Mevlana bunun örneklerinden bir tanesidir; çünkü o eserlerinde yüzlerce defa “sus, suskunluk” anlamına gelen kelimeleri kullanmıştır, başta “hâmûş” olmak üzere. Ve acaba Hazreti Mevlana’nın mahlaslarından birisi midir diye tereddüde yol açmıştır, o denli kullanmıştır. Ama Mevlana 66 yaşında vefat etmiş, bugün elimizdeki şiir halindeki eserleri şöyle bir yuvarlak hesap edersek, daha doğrusu topluca ifade edersek 66.000 beyit civarındadır. Bu kelimeyi en çok kullanan bir kişinin bu denli açıklamalarda bulunması,  her halde anlamlıdır. Sözün, suskunluğun zıddı gibi gözüken sözün iddiacılık, enaniyet taşıma ihtimali hep vurgulanmıştır. Ama hak ve hakikat bizim tercih ettiğimiz, önemsediğimiz, yazıya döktüğümüz, başlık yapabildiğimiz sükût, sakinlik ve suskunluk karşısında tabi ki yok edilemez. Dolayısıyla iki yönlü bakma fırsatını geleneğimiz bize öğretmiştir.

Hasan BOZDAŞ | Serencam 2

Bir yorum yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s