Hayati İnanç Röportajı: Sükût Âlimin Süsü Cahilin Örtüsü

Serencam Dergisi’nin 2. sayısında ele aldığı ‘Sükût’ konusunu edebiyat üstadlarımızdan Avukat Hayati İnanç hocamızdan dinledik. İnanç, TRT’nin Can Veren Pervaneler isimli güzel programına can katıyor şu aralar. Hukukçu kimliğinden daha çok, klasik eserlere olan düşkünlüğü, usta sunumu, derin edebiyat kültür birikimiyle tanıyoruz kendisini. Yoğun temposuna rağmen bizi kırmayıp sorularımızı içtenlikle yanıtlıyor. “Sükût” diyoruz ilkin, “Benim kadar çok konuşan birine sorulacak soru mu bu? Yoksa röportaj yapacağız falan diyerek siz bana kibarca susmam gerektiğini mi hatırlatmak istiyorsunuz?” diye başlıyor söze, gülüyoruz ve bu girizgâhın derin manalara kapı aralayacağını anlıyoruz o an. O ara konuşmasını sürdürüyor:

Hani Efendimizin torunları Hasan ve Hüseyin (radıyallahü anhümâ) yanlış abdest alan birini ikaz etmek için demişler ya; ‘Biz birer abdest alalım, siz de bakın ve hatalarımızı söyleyin bize.’ Ve böylelikle ihtiyar yanlışın kendisinde olduğunu anlayıp abdestini düzeltmişti.”

Ya Hayır Söylemeli, Ya Susmalı! 

İnanç hocamız, klasik divan edebiyatının gizemli dünyasında çok gezinmiş, o dönem eserlerinin çok tozunu yutmuş. Sükût kavramını derin edebiyat birikimiyle bezeyip anlatıyor, can kulağıyla dinliyoruz:

Söz altınsa sükût inci hemen derc eyle derc eyle

Terâzîye koyup dartma yeri, geldikçe harç eyle

denilmiş. “Demek isterim ki, ‘Fazla mal göz çıkarmaz.’ diye bir söz var, doğrudur fakat fazla söz öyle değil, can bile çıkarır.” diyor.

Sükût etmenin konuşmaktan çok daha zor olduğunu söyleyen İnanç, bir bilgenin  “Çocuklarınıza susmayı öğretin, konuşmayı nasılsa öğrenecekler.”  dediğini hatırlatıp sözünü şöyle sürdürüyor: Ben de âcizâne eklemek isterim: ‘Durmayı da öğretmeli, koşmayı nasılsa öğrenecekler.’ Hızlı gidebilen değil, gerektiğinde vasıtayı kolaylıkla durdurabilendir iyi sürücü.

Birinden duymuştum; ‘En zor şeylerden biri, nasıl yapılacağını iyi bildiğiniz bir işte bir başkasının hatalarını görüp de ses çıkarmamaktır.’

İnsan her söylediğini bilerek söylemeli ama her bildiğini söylemek hatadır. Olur ki, muhatap dinlemeye veya anlamaya hazır değildir. Zaman veya zemin müsait değildir; beşerî zaafa mağlûbiyetle doğru söze karşı çıkma yanlışına düşme ihtimâli zâhirdir ve tabiî buna sebep olma sorumluluğu da size ait olacaktır.”

İnsanın, susma fırsatını kaçırmaması gerektiğini de ifade eden Hayati Hoca, birçok konferansında söz arasına giren 20-30 saniyelik sessizlik anlarının, konuşulanların anlaşılmasında çok daha yararlı olduğunu müşahede ettiğini vurguluyor. Orada meydana gelen sükût fırsatının kaçırılması halinde belki de meselenin hiç anlaşılmayacağını belirtiyor.  Bir bilgeden işittiği bir sözü daha paylaşıyor bizimle:  “Konuştuğuma çok kez pişman oldum ama sustuğum için nadiren…”

Bu Sözde aslolan fayda temin etmekten ziyade zarar vermemek olduğunu ifade eden İnanç, “Bu da sükûtun değerini daha iyi kavramamızı temin eder. ‘Ya hayır söylemeli, ya susmalı.’ yani.” diyor.

 Aşk da Ölüm Gibidir; Sultandır, Konuşunca Herkes Susar

Konuşmanın bu noktasında sükûtun edebiyatımıza aksi konusunda birkaç söz beyan etmesini istiyoruz Hayati Bey’den. Ustalardan hatırına gelen beyitlerle cevap veriyor.

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçin hâmûşsun

Sende evvel çok nevâlar güft u gûlar var idi

Nedim

[Ey Nedîm! Ey çılgın bülbül! Niçin suskunsun? Çok güzel sesler ve söyleyişler vardı sende.] ‘Şairin mezar taşına çok yakışan bu beyti ziyaretçi söylerken manâ ne kadar etkileyici değil mi? “En az düşündüğümüz ve fakat en çok düşündüren şeydir ölüm” der Necip Fazıl merhum.’

 O dilberden ki uşşâka nigâh-ı nâz olur peydâ

Tekellümden müberrâ güft u gûy-ı râz olur peydâ

Alî Emîrî Efendi

 [O sevgilinin naz yüklü bakışı âşığa ilişince sözden ve sesten arınmış biçimde sırlar fâş olur. Anlamak için aşktan başka lisan yok.]

Evet aşk da ölüm gibidir; sultandır; konuşunca herkes susar.”

Ey Nâ’ilî hamûşî mahz-ı hikemdir ammâ

Eş’ârı böyle söyler üstâd söyleyince

Nâ’ilî

[Suskunluğun fazîlet olduğunu bilmez değiliz ama, şiirime bakınca görülmektedir ki, söylediğimiz zaman da söylediğimize değiyor doğrusu.]

“Sükût âlimin süsü, câhilin örtüsü.”

Ahmağa Verilecek En Güzel Cevap Sükûttur

Şiirleri yoğuran sükût mudur acaba diye soruyoruz,  “Akla, nakle uygun, muhatabını bulmuş söz yeri gelince söylenmeli; aksi halde hem söze yazık olur hem de emanete riayetsizlik.” diyor İnanç. Ardından Ziyâ Paşa’nın şu beytini hatırlatıyor:

 İ’tirâz eylerse bir nâdân Ziyâ hâmûş olur

Çünkü bilmez kadr-i güftârı sühan-dân olmayan

“Eski bir söz vardır, kelâm-ı kibâr: ‘Ehil olmayana söz sarfı, kalabalıkta avret yerini açmak gibi ayıptır.’” deyip devam ediyor anlatmaya.  “Bir de şu: ‘Ve mâ cevâbi ahmak, illâ sükût.’ Ahmağa verilecek en güzel cevap sükûttur…”

“Yahyâ Kemâl’in şu iki beytini de hatırlatıyor süâliniz:”

Sükût-ı lâ-yetenâhîye varmamız yeğdir

Nedir hayât uzayan ızdırâbdan başka

   [Hayat uzadıkça çile artıyor. Bitmeyen sükûta (ölüme) ulaşmak arzusundayım.]

Felekden istemeyiz yeryüzünde varsa huzûr

Kemâl semt-i hamûşânda hâbdan başka

   [Dünyada huzura rastlamadık ama varsa da talip değilim. İstediğim kabrimde rahat bir uyku.]

“Kültürümüzde kabristanın bir adıdır semt-i hamûşân, yani suskunlar semti. Hayat devam etmekte, şu kadar var ki, oradakiler yüksek sesle söylememektedirler.”

Yalancı dünyaya konup göçenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Üzerinde türlü otlar bitenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

Yunus der ki gör takdirin işleri

Dökülmüştür kirpikleri kaşları

Başları ucunda hece taşları

Ne söylerler ne bir haber verirler

Yunus Emre   

Hasan BOZDAŞ | Serencam 2

Bir yorum yazın...

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s